bilgi güncelleme
11 Aralık 2017 Pazartesi
Anasayfa > Yazarlar > Ahmet Kandemir > BİZE EMANET EDİLENLER MANİFESTOSU
Ahmet Kandemir

BİZE EMANET EDİLENLER MANİFESTOSU

22.11.2017 22:14:50 Okunma Sayısı : 64 12 14 16 18 yazdır
Yazar : Ahmet Kandemir


Şol gökleri kaldıranın, donatarak dolduranın ol deyince olduranın doksan dokuz adı ile ya Allah bismillah.

Kıymetli dava arkadaşlarım;

Savaşa düğün hevesi ile gidenler, geri dönmeyi hiç düşünmeyenler, namusu, şerefi ve haysiyeti için al bayrağı kefen bilenler, vatan ve millet uğruna toprağa gözünü kırpmadan düşenler, bayrak gönderden inmesin diye kendini siper edenler selam sizlere!

 

Menfaatleri ve korkuları için mevzi alanlara inat, Milli değerleri ve ülkesi adına dik duruş sergileyenler, selam sizlere! Uzaklarda dertleşenler! Selam sizlere!

 

Aşık Cemal Divani diyor ki;

"Ben, Oğuzun boyundanım özüm şahittir benim
Ben, Orhun'da abideyim yazım şahittir benim
Ben, Kürşat'la saray basıp bu dini kurtarmışım
Ben, Körükle dağ erittim közüm şahittir benim

Ben, Ötüken yolcusuyum Viyana'ya gitmişim
Ben, On altı devlet kurup cihanla harp etmişim
Ben, Akdeniz'i göl sanıp asırlar seyretmişim
Ben, Çağ kapattım çağ açtım mazim şahittir benim

Ben, bin yıldır buradayım bedenim candan kale
Ben, altın harflerle yazdım şereften şandan kale
Ben, Boğazda düşman boğdum ispatım Çanakkale
Ben, sayısız şehit verdim gazim şahittir benim

Ben, geçmişte Bilge Kaan bugünde Atatürk'üm
Ben, kendimi böyle bildim bizzat Türk oğlu Türküm
Ben ki Cemal Divani'yim söylenir benim türküm
Ben üç kıta ya nam saldım izim şahittir benim".

Böyleydik peki, ne olduk?

"Tek bir mıh yitirdik ti, naldan olduk;

Tek bir nal yitirdik ti, attan olduk;

Tek bir at yitirdik ti, atlıdan olduk;

Tek bir atlı yitirdik ti, zaferden olduk;

Tek bir zafer yitirdik ti ülkeden olduk."

Ve "Aklı yitirdik, ahlâktan olduk; ahlâkı yitirdik, adaletten olduk; adaleti yitirdik âdaptan olduk; yitirdikçe nizam-ı âlemden olduk."

 

Sonra ne oldu;


Önce Bayrak, sonra Millet utandı.

Ardından; Vatan utandı, Ezan utandı, Toprak utandı, Şehit utandı, Gazi utandı, Namus utandı, Atam utandı, İstiklal Marşım utandı, Andım utandı,

Çanakkale utandı, Dumlupınar utandı, Sakarya utandı,

 

Selçuklu utandı, Osmanlı utandı, Selahattin Eyyubi utandı, Oğuzhan utandı, Sultan Alparslan utandı, Fatih utandı, Koca Seyid utandı, Mimar Sinan utandı, Ulubatlı Hasan utandı, Barbaros utandı, Mevlana utandı, Hacı Bektaşi Veli utandı Pir Sultan utandı, Aşık Veysel utandı, Karacaoğlan utandı, Dadaloğlu utandı, Mehmet Akif utandı, Hasan Tahsin utandı, Sütçü İmam utandı, Şahin Bey utandı ama bir sen utanmadın!

Peki, ne yapmalı ne demeliyiz?

 

Bize düşen görev Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün dediği gibi "Mevzu bahis vatansa gerisi teferruattır." demektir.

Üstad Mehmet Akif'in; "Arkadaş! Yurdumu alçaklara uğratma sakın;  Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın." dizelerindeki emri yerine getirerek gövdemizi siper etmektir.

Dava adamlığı tüm yollar kapandığında yol açmaktır. Yardımlaşmaktır acıyı ve sevgiyi paylaşmaktır. Herkesin sustuğunda bile hak aramaktır. Kimsesizin kimsesi olmaktır. Çaresizin çaresi olmaktır. Dert dinlemektir. Bize emanet edilenlere sahip çıkmaktır.

 

Peki, bize emanet edilenler nedir?

Ey Türk; "Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe Türk milletinin ilini, töresini kim bozabilir? Titre ve kendine dön." Farkında Mısın? Ben Sana, Sen Bana Emanet,

Orhun Yazıtlarında Taşa Kazınan ve Ses Bayrağımız Olan Türkçe, Bize Emanet,

Rengini Şehit Kanından Alan ve Bütün Vatanı çepeçevre kaplayan, Şehidimin Son Örtüsü, Kız Kardeşimin Gelinliği Ay Yıldızlı Al Bayrak Türk Bayrağı, Bize Emanet,

Şehitlerimizin Kanıyla Sulanan Bu Toprak, Bu Vatan, Türkiye, Bize Emanet,

Toprağın Kara Bağrında Sıradağlar Gibi Duran, Hudutlarda Gaza Bayraklarından, Alnına Işıklar Vuran, Ardına Bakmadan Yollara Düşen, Huduttan Hududa Yol Bulup Koşan, Cepheden Cepheyi Soran Bu Millet, Türk Milleti Bize Emanet,

İleri Atılıp Sellercesine, Göğsünden Vurulup Tam Ercesine, Bir Gül Bahçesine Girercesine, Şu Kara Toprağa Giren Şehid, Kan veren Gazi Bize Emanet,

Şehadeti Dinin Temeli,  Ebedî, Yurdumun Üstünde İnleyen Ezan, Uğruna Yüzyıllardır Savaştığımız Sancak, Bize Emanet,

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk Ve Silah Arkadaşlarının Milletle Birlikte Vermiş Oldukları Kurtuluş Mücadelesi Sonucunda Kurduğu Ve Bizlere Emanet Bıraktığı Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Bize Emanet,

Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un Korkma Uyarısı Ve "Arkadaş! Yurdumu Alçaklara Uğratma Sakın; Siper Et Gövdeni, Dursun Bu Hayâsızca Akın." Dizelerindeki Emri içeren İstiklal Marşımız Bize Emanet,

Türk'ün Türküsü Turan, Bize Emanet,

7 Yaşında Yağmurun Altında Soğukta Titreyerek "Varlığım Türk Varlığına" Armağan Olsun Diyerek Yemin Ettiğimiz Andımız Bize Emanet,

"Ne Mutlu Türküm Diyene" Bize Emanet,

Öksüz, Yetim, Kimsesiz, Çaresiz, Garip Gureba Bize Emanet, Kimsesizin Kimsesi, Çaresizin Çaresi, Mazlumun Sesi Olmak Bize Emanet,

Haliç Önlerinde "Ya O Beni, Ya Da Ben Onu Alacağım" Diyen Sultan Mehmet'in Kararlılığı,

Osmaniye'de Rahime Hatun Cesareti, Dörtyol'da Fransız'a Sıkılan İlk Kurşunun Tetiği, Maraş'ta Sütçü İmam'ın Namusu, Antep'te Şahin Beyin "Cesedimi Çiğnetmeden Antep'i Çiğnetmem" Andı, İzmir'de Yunan'a Hasan Tahsin'in Sıktığı Kurşun, Sarıkamış'ta Donan Doksan Bin Şehit, Çanakkale'de "Size Taarruzu Değil, Ölmeyi Emrediyorum" Diyen Ulu Önderdeki İrade Bize Emanet,

Ak Tolgalı Beyler Beyinin "İlerle!" Emri İle Bin Atlı Akınlarda Çocuklar Gibi Şen, Dev Gibi Orduları Yendiğimiz Mohaç, Plevne, Preveze, Çanakkale, Dumlupınar, Sakarya Bize Emanet, Türklüğe Anadolu'nun kapılarını açan ve bu toprakları vatanlaştıran Malazgirt Bize Emanet, Gök girsin kızıl çıksın yemini, Çin sarayını basan Kürşad ve kırk çerisi Bize Emanet,

Binlerce yılın yoğurduğu ve damıttığı, yönümüzü bir kutup yıldızı gibi aydınlatan şanlı Türk Tarihi Bize Emanet,

4 Ocak 1968'de, soğuk bir kış günü, henüz 22 yaşında bir fidan iken, Ankara'da kaldığı yurdun kantininde, iftardan sonra silahla vurulan ilk şehidimiz Osmaniyeli Ruhi Kılıçkıran,

21 Mart 1970'de Ziraat Fakültesinde öğrenci iken Yüksek Öğretmen Okulunda mahsur kalan ülküdaşlarına yiyecek götürürken şehit edilen İstanbullu Süleyman Özmen,

8 Haziran 1970'de işgal altındaki okuluna girmek isterken şehit edilen ve üç gündür aç olduğu anlaşılan, evlad-ı fatihanın neslinden İnegöllü Yusuf İmamoğlu,

23 Kasım 1970'de ciğerlerine bisiklet pompasıyla hava basıldıktan sonra üç günlük işkenceyle pencereden atılan Zileli Dursun Önkuzu,

13 Nisan 1979'da İstanbul'da camiden çıkarken bıçaklanan Tunceli'li Alper Tunga Uytun,

3 Kasım 1975'te, Gazi Eğitim Enstitüsü öğrencisi Alparslan Gümüş,

10 Mart 1977'de, Üç Sene Sonra Şehit Olacak Kardeşi İle Birlikte Koyun Koyuna Yatacak Olan Eğitim Enstitüsü Öğrencisi İrfan Öğütçü,

4 Ekim 1978'de, Arabasına Binerken 17 Yaşındaki Oğlu İle Birlikte Vurulan Dava, Ülkü Ve Siyaset Arkadaşımız Recep Haşatlı,

19 Kasım 1979'da, Matbaasından Çıkarken Vurulan Gazeteci Ve Yazar İlhan Darendelioğlu,

4 Nisan 1980'de, Saldırıya Uğrayan Sanatkâr Mizaclı Tevazuu Sahibi Gazeteci, Yazar, Şair İsmail Gerçeksöz,

24 Haziran 1980'de, Evlerinde Saldırıya Uğrayarak Eşi Ve Kızıyla Birlikte Hayatını Kaybeden Ali Rıza Altınok,

27 Mayıs 1980'de, Silahlı Saldırı Sonucu Kavaklıdere'de Evinin Önünde, Şehit Edilen Dava Ve Devlet Adamı Gün Sazak,

12 Haziran 1980'de, Adana'da Şehit Edilen İşçi Ve Sendikacı Ülküdaşımız 31 Yaşındaki Ayşe Çetinkaya,

16 Ağustos 1980'de, 44 Yaşında İken Vurularak Yaralanan Ve 12 Eylül 1980 Tarihinde Hakkın Rahmetine Vasıl Olan Halk Müziği Sanatçısı, Hepimizi Sesiyle Coşturan Adana'lı Mürüvvet Ana, Mürüvvet Kekili,

Milleti Sevmenin Bedelini Darağaçlarında Ödeyeceklerini Bir An Bile Akıllarına Getirmemiş Olan Şehit Ülküdaşlarımız Ahmet Kerse, Ali Bülent Orkan, Cengiz Baktemur, Cevdet Karakaş, Fikri Arıkan, Halil Esendağ, İsmet Şahin, Mustafa Pehlivanoğlu, Selçuk Duracık,

Ve Daha Nice Binlerce Ülkü Eri, Ülkü Şehidi Yusuf Yüzlü, Eyüp Sabırlı, Yavuz Yürekli, Yunus Gönüllü Ruhi Kılıçkıran'dan Fırat Yılmaz Çakıroğlu'na Kurt Bakışlı, Aslan Yürekli, Kartal Pençeli Bozkurt Kahramanlar Bize Emanet,

"Vatanım, Ha Ekmeğini Yemişim, Ha Uğruna Kurşun" Diyebilmiş, Diyebilen Ve Diyebilecek Yiğitler Bize Emanet,

"Çankaya yokuşunda balam!" diye başlayan marşlar, Hasretle söylediğimiz "Çırpınırdı Karadeniz" Bize Emanet.

Mustafa Kemal Atatürk'ün Emperyalizmle Mücadelesi,

Ruhi Kılıçkıran'ın İmansızla Mücadelesi,

Fırat Yılmaz Çakıroğlu'nun Vatan Düşmanıyla Mücadelesi,

Ömer Halisdemir'in Demokrasi Düşmanıyla Mücadelesi Bize Emanet.

Ölürsem Kefenim Olsun Diyerek Beyazlar Giyen Ve Şehadeti Şerefle Karşılayan Alparslan, Kuşatılmış Kaleye Ulaşmak İçin Tek Başına Düşmanı Yaran Yıldırım, Kendi Ölüm Fermanını Taşıdığını Bilmesine Rağmen Gözünü Kırpmadan Cellada Kadar Ulaştıran Akıncı Beyi Bize Emanet.

Vatanına Düşman Ayağı Değmesin Diyerek 150 Okkalık Mermileri Taşıyan Seyit Onbaşı, İffeti Ve Milli Namusu İçin Silah Kuşanan Kara Fatma, Milletin Önüne Düşmüş Erenlerin, Alplerin, Ülkü Erlerinin, Gözü Yaşlı Yüreği Yanık Analar, Yol Gözleyen Aksakallı Babalar Bize Emanet.

Gültekin Anıtı, Edirne'de Sinan'ın Yaptığı Selimiye Mabedi, Malazgirt'te Alpaslan'ın Giydiği Kıyamet Gömleği, Konya'da Mevlana'nın Mesnevisi, Türkistan'da Yesevi'nin Hikmeti, Viyana'da Kara Mustafa Paşanın Hırsı, Eskişehir'de Yunus'un Söylediği İlahi, Sirderya Kenarında Korkut Ata'nın Çaldığı Kopuz, Bağdat Kapısında Genç Osman'ın Duyduğu Hırs, İstanbul'un Burçlarında Hala Dalgalanan Ulubatlı Hasan'ın İhtirası, Balasagunlu Yusuf'ta Kutadgu Bilik, Kırım'da Gaspıralı'nın bugüne düşen gölgesi, Altay'da Yere Çakılmış Balbal, Uluğ Bey'de Uzaya Gözünü Dikmiş Rasathane, Kaşgar'da Mahmudun Yazdığı Lügat, Bize Emanet,

Anadolu'da Oğuz, Orta Asya Bozkırlarında Kıpçak, Doğu Türkistan'da Karluk, Kafkasların Güneyinde Azeri, Kuzeyinde Balkar, Karaçay,  Hem Kumuk, Hem Nogay, Karadeniz'in Kuzeyinde Tatar, Güneyinde Oğuz, Batısında Gagauz, Moskova'nın Doğusunda Tatar, Başkurt, Kah Çuvaş, Sibiryalının Güneyinde Altay, Hakas, Tuva, Sibir Steplerinde Saka, Hazarın Güneyinde İlhanlı, Doğusunda Karahanlı, Avrupa'da Hun, Anadolu'da Selçuklu, Dört Kıta'da Osmanlı, Kaşgar'da Mahmud, Balasagun'da Yusuf Has Hacîb, Yes'de Hoca Ahmed Yesevî, Bakü'de Resulzade, Fuzulî, Taşkent'te Ali Şîr Nevai, Semerkan'ta Ali Kuşçu, Aşgabat'ta Mahdum Kulu, Preveze'de Barbaros Hayrettin, Prut'da Baltacı Mehmet, Plevne'de Gazi Osman, İstanbul Surlarında Ulubatlı Hasan, Malazgirt'te Sultan Alparslan, Çaresiz Hastalar Başında İbn-İ Sina, Semerkant Rasathanelerinde Uluğ Bey, Selimiye'nin Minarelerinde Mimar Sinan, Balkanlar'da Sadık Ahmet, Yavru Vatanda Fazıl Küçük, Kırım'da İsmail Gaspıralı, Çanakkale'de' Koca Seyid, Ankara'da, Sakarya'da, Dumlupınar'da Mustafa Kemal Atatürk, Astana'da Nur Sultan Nazarbayev, Almatı'da Olcas Süleyman,  Türkistan'da Rahmankulu Berdibay, Bişkek'te Askar Akayev, Cengiz Aymatov, Taşkent'te Erkin Yusuf,  Aşgabat'ta Bahtiyar Vahapzade, Kıbrıs'ta Rauf Denktaş, Balkanlar'da İlhami Emin, Fahri Ali, Nikolay Babaoğlu ve Rahmi Ali,  Kırım'da Gaspıralı, Mustafa Cemiloğlu, Kısaca Tarihin İyi Bildiği Ad İle Türk Bize Emanet,

Mustafa Kemal Atatürk'ün "Mevzubahis Vatansa Gerisi Teferruattır." Düsturu, Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un Korkma Uyarısı Ve "Arkadaş! Yurdumu Alçaklara Uğratma Sakın; Siper Et Gövdeni, Dursun Bu Hayâsızca Akın." Dizelerindeki Emir, Üstat Nihal Atsız'ın Ortaya Koyduğu "Yufka Yüreklilerle Çetin Yollar Aşılmaz" Ve "Ölüm Tasından İçilip İleriye Atıldıktan Sonra Geri Dönülmez" Şuuru , "İnsanların Hayırlısı İnsanlara Faydalı Olandır" , "Sen Yanmazsan Ben Yanmazsam Karanlıklar Nasıl Çıkar Aydınlığa", "Hakkın Hatırı Alidir Hiç Bir Hatıra Feda Edilmez" Uyarısı, Dava Adamı Merhum Dündar Taşer'in "Biz Kaybedilmiş Medeniyetin Çocuklarıyız, O Kaybedilmiş Medeniyeti Yeniden Kuracak Olan Sizlersiniz" Diyerek Gençliğe Çizmeye Çalıştığı Ufuk Bize Emanet.

Ruhları fetheden; Dede Korkut, Edebali, Hacı Bektaş, Hacı Bayram, Belaları yok eden Alparslan, Yıldırım, Fatih, Mustafa Kemal, gönülleri kuşatan; Sinan, Emrah, Itri, Baki,

Gazel olup Türkmen ruhunu canlandıran Fuzuli, kalemiyle zafer olup şiirleri bayrağa eklenmiş Mehmet Akif, hikmet olup gönülleri fethetmiş Yesevi, abdal olup Şah'a varmak isteyen Pir Sultan, elif olup güzelleme söyleyen Karacaoğlan, dost olup toprağına ağlayan Veysel,

Sıladan selam getiren gurbet türküsü, hasret olup turnayla selam getiren semah, içimizi titreten yanık sada kaval, düşmanları ürperten gürleyen ses davul, omuz omuza, sevgileri birleştirmiş halay, dövülmüş dizler, acıları depreştirmiş ağıt,

Bitmeyen mücadele, gözyaşıyla yola düzülmüş göç, tükenen umutlar, yükselen kahramanlık, çelikten bir yumruk, Tuna kıyılarında çağlayıp akan zafer,

Yufka yürek, kadife el, hayırsever bir vicdan, sızlayan gönül,

Besmeleyi kağıda döken usta bir elden çıkan hat, göz nurunu ve Allah aşkını nakşeden bir mihrabın çinisi,

Allah adına yapılan cenkler, Allah adına yükselen minareler, Allah adına açılan eller, Hayır dualarla secdeye varan alınlar, evlat hasreti ile kınalı ellerin çektiği teşbihler, millet şahit, tarih tanık, Allah alim, millet aşkı ile toprağa düşen nur yüzlü, korkusuz yürekli, gür sesli şehitler,

Kerkük'te hoyrat, Gence'de mahnı, Anadolu'da Bozlak, Trakya'da Karşılama, Karadeniz'de Horon,  Doğu'da halay, Egede Zeybek, Üsküp'te ağıt, Kırım'da yır, Kaşgar'da sagu, Ötüken'de koşuk, bar, Türkü, şarkı, Saz, Söz, koşma, Sema, semah, ilahi, Destan, mehter, marş,

İnsanlık, barış, huzur, adalet, esenlik, Gönül, sevgi, Yiğitlik, sadakat, ahlak, namus, erdem, şuur, irade, olgunluk, Buluşma, kucaklaşma, kaynaşma, Onur, gelecek, kültür, Ecdad, Özümüz, bin yıllık kardeşlik,

 

Seferde nefer, tarlada çiftçi, tezgâhta işçi, sınırda gözcü, Evinde kınalı bir elin, alın teri, göz nuru, el emeği, talip olduğumuz milli görevin yüksek sorumluluğu, Davayı taşıyacak olgunluğun gerektirdiği yüksek karakter, Bize Emanet,

 

Söğüt ocağında Ertuğrul Gazi, Hayme Ana, Bizans burçlarında Ulubatlı Hasan, Çanakkale'de Yahya Çavuş, Erzurum'da Nene Hatun, Maraş'ta Sütçü İmam, Ziya Gökalp, Arif Nihat, Hamdullah Suphi, Halide Nusret, Mümtaz Turhan, Erol Güngör, Atsız, Arvasi, Serdengeçti, Galip Erdem, Vazapzade, Ömrünü Türklük ve Türkiye ülküsüne adamış Başbuğumuz Alparslan Türkeş,

Çanakkale'yi geçilmez yapan ruh, Milli Mücadeleyi gerçekleştiren inanç,

Türkiye Cumhuriyeti'nin meşakkatle kazandığı hak edilmiş ve çağdaş bir değer olan demokrasi, İnsanın insan olması sıfatından kaynaklanan, temel hak ve hürriyetler, Herkes için bağlayıcı olan adaleti, düzeni, barışı ve hürriyeti birlikte tesis etmeyi hedefleyen hukukun üstünlüğü, Vatandaşların inançlarını yok saymadan, bir arada kardeşçe yaşamasını temin eden din ve vicdan hürriyeti, Şereflendiğimiz İslam inancı ve ecdadımızdan aldığımız hâkimiyet mefkuresi,

Fransuva'ya bir mektupla diz çöktüren sır,  Atilla'ya "Tanrının Kırbacı" dedirten, Tekfurlara aman dedirten, milletimizi üç kıt'ada hükümran yapan, Tarih boyunca ecdadımızı cihanın hâkimi yapan güç, kudret,

Bize güç veren, güç katan, bilgi, görgü, tecrübenin muhakemeye akıl ve iman vasıtasıyla yerleşmiş hali olan şuur,

Heyecan, iman, cesaret ve mutlaka şuur. Milli ahlak, irade ve şuur ülkü Ümid Vakur, sabır Dirlik, birlik,

Bin yılın barışından ve kardeşliğinden doğmuş insanımız doğulusu, batılısı, kuzeylisi, güneylisi, Alevisi, Sunnisi,

Türk milletinin bekası, Türk ve İslam değerleri, Bize Emanet,

Emanetlere sahip çıkmak için her bir ferdimiz gerektiğinde Emperyalizme karşı Mustafa Kemal Atatürk, Allaha, Peygambere küfredenlere karşı Ruhi KILIÇKIRAN, bölücü terör örgütüne karşı Fırat Yılmaz ÇAKIROĞLU olacaktır.

 

Çünkü bizler, bizlere kılıcımızın ekmeği olan vatan sevdalılarıyız. O vatan ki, Ahmet Mithat'ın ifadesiyle "Bir milletin evidir." O vatan ki Namık Kemal'in tarifiyle, "vücudumuzun hamurunun mayasıdır." Çünkü vatan sevgisi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün de işaret ettiği üzere "Ruhları, kirden kurtaran en kuvvetli rüzgârdır." İstiklal Marşı şairimiz Akif'in gönlünde "Leyla" dır; en kudretli aşktır.

Biz Acıyı bal bilenler, her kahrı çekenleriz.

Yemende yandık,

Sarıkamış'ta donduk,

Çanakkale'de vuruştuk yiğitçe,

Ölüme gülüp gidenleriz biz.
Davamıza göğüslerimizle ateş, gözlerimizle su taşıyanlarız.
İlimle tas dolduran, hilimle dost dolduran, bilimle baş dolduranız.
Mangal gibi yürek taşıyan imanlı göğüsleriz.

Biz Kürşad'ın 40 yiğidiyiz Çin sarayında.
Biz Hz. Muhammed'in ümmetiyiz. Bedir'de, Uhud'da, Hendek'te,
Biz Ali'nin kılıcı, Hamza'nın haşmeti, Ömer'in adaletiyiz.
Biz Ahlat'ta besmeleyle Malazgirt Zaferi, Anafartalar'da Çanakkale'yiz.
At üstünde yalın kılıç ölen Enver'iz Turan ellerinde...

Ne derlerse desinler bize, işte biz onlarız. İnandığımız sevdanın nefesi hep yüreğimizde,

Üzülme Der Mevlana. Ve Devam Eder;  "Kaybettiğin Her şey Bir Gün Başka Surette Geri Döner" Bir yandan korkun, bir yandan umudun varsa iki kanatlı olursun; der.

Tek kanatla uçulmaz zaten. Sopayla kilime vuranın gayesi, kilimi dövmek değil kilimin tozunu almaktır. Allah sana sıkıntı vermekle kirini, tozunu alır, niye kederlenirsin? Taş taşlıktan geçmedikçe, parmaklara yüzük olamaz. Yüzük olmayı dileyen taş, ezilmeyi yontulmayı göze almalıdır" der Mevlana;

Biz; Güç istedik ve Allah, bizi güçlü yapmak için karşımıza zorluklar çıkardı, .

Bilgi istedik ve Allah bize çözmemiz için sorunlar verdi,

Zenginlik istedik ve Allah çalışmak için bize azim verdi.

Cesaret istedik ve Allah üstesinden gelmemiz için bize tehlike verdi.

Sevgi istedik ve Allah yardım etmemiz için sorunlu insanlar verdi.

İyilik istedik ve Allah bize fırsatlar verdi.

Siz sustunuz. Onlar korktunuz sandı. 

Siz beklediniz. Onlar sindiniz sandı. 

Siz sabrettiniz. Onlar bittiniz sandı.

Korkmadık, sinmedik, bitmedik.

Bunu Anlayamadılar.

Bilmiyorlar ki, her Firavun'un bir Musa'sı,  her Nemrut'un bir İbrahim'i vardı.

Bilmiyorlar ki, "Sayılmayız parmak ile, Tükenmeyiz kırmak ile, Dışımızdan bakmak ile Anlayamaz kimse bizi"

Onlar sanıyorlar ki, biz sussak mesele kalmayacak. Hâlbuki biz sussak, tarih susmayacak. Tarih sussa, hakikat susmayacak. Onlar sanıyorlar ki, bizden kurtulsalar mesele kalmayacak. Hâlbuki bizden kurtulsalar, vicdan azabından kurtulamayacaklar. Vicdan azabından kurtulsalar, tarihin azabından kurtulamayacaklar. Tarihin azabından kurtulsalar, Allah'ın gazabından kurtulamayacaklar.

Bugün bizi anlayanların sayısı az olsa da biz umudumuzu kaybetmeden, varlık gayemize uygun olarak mücadele etmeye devam edeceğiz.  Sonbahar bize göre değil, kuruyan sararan bir yaprak olmadık, hiç bir rüzgâr bize yön tayin edemedi. Sabırla ve azimle yürüyüşümüz devam ediyor. Bize inanan, bizimle yürüyen yiğitlere var, onlara selam olsun.

Bu yolumuzda hedefimiz;

Sadakatte, Hz. Ebubekir'le yarışmak,

Adalette, Hz. Ömer'i örnek almak,

Edepte Hz. Osman'ın izinden gitmek,

İlimde ve cesarette Hz. Ali'yi örnek almaktır.

Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz.

Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz;

Şu karşımızdaki mahşer kudursa, çıldırsa,

Cihan yıkılsa, emin ol bu cephe sarsılmaz!

Tarihimizde Sakarya çok önemli bir kilometre taşıdır. Türk Kurtuluş Savaşının dönüm noktası sayılan Sakarya'nın son savunma hattı üzerindeki tepe ise Dua Tepe'dir. Dua Tepe 238 yıllık bir geri çekilmenin son noktasıdır.

Ulu Önder Atatürk'ün "Üzerinde bir tek Türk Askerinin, güneşin altında elinde bayrakla ayakta durduğunu gördüm. İşte o an Türk'ün makûs talihinin değiştiğini hissettim." Dediği tepe Dua Tepe dir.

38'inci Alayın Sancağı 10 Eylül 1921 tarihinde Dua Tepe'de dalgalanırken Türk'ün makûs talihi de yenilmiştir. Bugün yenip yenmemek bizim elinizdedir.

Halkı Müslüman olan devletlerden en ileri, en güçlü, en modern, demokrasisi gelişmiş olan ülke Türkiye'dir. Etnik ve mezhepsel cemaatlere ayrılıp bir Afganistan, bir Irak olmuyorsak bu Mustafa Kemal Atatürk'ün ileri Görüşlü olması sonucu kurulan; çağdaş milli devlettir.

Ermeni soykırımı iddiaları ve Rumlarla Türklerin nüfus Mübadelesini Gündemde tutarak psikolojik olarak Türk insanının zihnine yerleştirmeye Avrupa Birliği ve ABD'yi de yanlarına Alarak Türkiye'yi Sevr'e götürmek istemektedirler.

Türk Milleti olarak Yugoslavya'yı, Çekoslovakya'yı, Afganistan'ı, Irak'ı, göz önünde bulundurmalıyız. Türk Ulusunu meydana getiren vatandaşlar olarak ayrışmadan birbirimizle ulus Olarak Mevlana, Yunus Emre sevgisiyle kucaklaşmalıyız.

Türk milletini yok etmek için 1919'daki gibi Yedi Düveli getirseniz de biz Türk'üz

Türk olmanın bedeli ise ağırdır. Önce "ihanet"le tanışırsınız ve bu yükü ömür boyu taşımak zorunda kalırsınız. Hem içeriden, hem dışarıdan, 7 düvel size düşmandır. Gerekçeleri de vardır: Fransa'ya, İsveç'e, Roma'ya kadar ordularının üzengilerini öpenlerin, bugün onun acısını çıkarmak istemeleri doğaldır.

Başkentlerine "ermeni anıtı" dikenlerin dün Hatay'a, Urfa'ya, Antep Maraş ve Osmaniye'ye fıstık toplamaya mı geldiklerini sormayınız. Sebebi bellidir: önceki günün intikamı. Antakya'daki İtalya'nın, İstanbul'daki İngiliz'in, afyon ve Eskişehir'deki Yunan'ın Osmaniye'deki Fransız'ın gerekçesi de aynıdır.

Rusya'nın bilinçaltındaki "Boğaz"lar ve Kars-Ardahan hayali tükenmez. Bu hayal ve rüyanın da çok sebepleri var.

Ekonomik, ticari mecburiyetten öte ve önce İlhanlılar eli ile Moskova'yı vergiye bağlamanın tabii ki bir bedeli olacaktır.

AB, ABD derken öğrendik ki Atlantik ötesindeki kadim dost(!) Birleşik devletler bizim "Lozan"ı henüz tanımamış. Aynen yeni müttefik ailemiz (!) AB üyelerinin bizim "doğu-güneydoğu" sınırlarının belirsizliği üzerine ittifak ettikleri gibi.

Çanakkale'de, Kurtuluş Savaşında Emperyalizme karşı verdiğimiz mücadelede emperyalistlerin ülkemize piknik yapmaya geldiğini mi zannediyorsunuz. İngiliz, Fransız, Yunan, İtalyan elinde çiçeklerle mi gelmiştir? Bu ne mantıktır. Kış kışlığını, puştta puştluğunu yapacaktır. Bu coğrafyada yaşamanın bir bedeli vardır. Bu bedeli de Türk milleti her zaman ödemiştir. Yeni bedeller ödemeye de hazırdır.

Bu gün Türkiye'nin içinde bulunduğu durumu Ulu Önder Atatürk'ün "Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş,..." diye devam eden Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi özetlemektedir. 

Onun içindir ki Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi yazıldığı günden günümüze ışık tutan en önemli öngörüdür.

Ulu Önder Atatürk olabilecek tehditlere karşı Türk Milletini bilinçlendirmek için bu sözleri söylemiştir. Yakın tarihte yaşadıklarımız bunun en büyük örneğidir. O nedenle görevimiz Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Görevimiz; Kimliğimizi kazandığımız Vatan ve Millet sevdamızdan, Milli Kültürden ve gelenekten geldiğimiz Baba Ocağımızdan aldığımız feyz ile Üstad Nihal Atsızın ortaya koyduğu "Yufka Yüreklilerle Çetin Yolların Aşılamayacağı" ve "Ölüm Tasından İçilip İleriye Atıldıktan Sonra Geri Dönülmeyeceği" şuuruyla hak bildiğimiz yolda, Milli Şairimizin uyarısı ile KORKMA'dan, "İnsanların Hayırlı İnsanlara Faydalı Olandır" diyerek, "Sen Yanmazsan Ben Yanmazsam Karanlıklar Nasıl Çıkar Aydınlığa" diyerek, "Hakkın Hatırı Alidir Hiç Bir Hatıra Feda Edilemez" diyerek hiç durmadan Haktan ve Haklılıktan aldığımız güçle Haksızlığa karşı Dik Durmaya devam edeceğiz.

Ahlaksızlığı ahlak, şerefsizliği şeref, erdemsizliği erdem, namussuzluğu namus, arsızlığı ar yapanlara inat, Adam olmayı becerememiş gurursuzlara, İnsanlıktan nasibini almamış çulsuzlara inat, Tarlasını her zaman yağmurun yağdığı yere taşıyanlara, Kul hakkı yiyen haramzadelere inat, kariyeri ve liyakati yok sayanlara inat, İnsan doğup da insan kalamayanlara, hak yerine menfaati koyanlara, kendi olarak kalmayı başaramayanlara inat; Kimsesizin kimsesi, Çaresizin çaresi, Mazlumun sesi olmak için "Haksızlığın karşısında ELİF gibi dik, hakkın yanında VAV gibi mütevazıyız." Ve Her daim milletimizin emrindeyiz.

"Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil" Şimdi beni ezenler, demek soyumu bilmez, bozgunun ardındaki mutlak toyumu bilmez, demek beni bilir de, deli huyumu bilmez,

 

Çin' de kırk bir çeriyle ihtilal yapan kimdi? Peki, o uslanmaz kan, hangi bedende Şimdi?

Şükür ki bende Allah'ım "niçin"'i sende Allah'ım bugünü de kutlu kıl, gözlerim dünde Allah'ım.

 

Yürümezsek Hak yolda, Erimezsek Hak yolda,
Çürümezsek Hak yolda, Gök Girsin, Kızıl Çıksın.

Namus lekesi değil alnımda gördüğünüz, Vurulmuşum, vurulmuş düşmüşüm güpe gündüz. Şakağımdaki kansa, o benim gülüşümdür.

 

Kahraman Maraş Edeler Diyarı,

Aydın Efeler Diyarı,

Erzurum Dadaşlar Diyarı,

Elazığ Gakgoşlar Diyarı ise Kurtuluş Savaşında verdiği amansız mücadele ve Şehitleriyle ve terörle mücadeleye verdiği yüzlerce Şehitle, Osmaniye Şehitler Diyarıdır.

Antep GAZİ ise, Maraş KAHRAMAN ise, Urfa ŞANLI ise Osmaniye'de ŞEHİT'tir. Bu nedenle Şehitler Diyarı Osmaniye'mizin adı Şehit Osmaniye olmalıdır.

Biz Gavurdaglılar, bu vatana kurban olmaya hazırız. Bizim kınamız elimize 1071'de Malazgirt'te sürüldü, Çanakkale'de yenilendi, Dumlupınar'da tekrarlandı, Kılıçkıran'dan Çakıroğlu'na kadar ispatlandı.

Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe, bu devlet var oldukça, sizin gibi kendisini davasına adamış kahramanlar oldukça, bu davada var olacaktır.

Muhterem hanımefendiler ve beyefendiler.

 

Şu an yanınızda Fırat Yılmaz ÇAKIROĞLU olsa ne yaparsınız?

Eğer vatan ve millet sevdalısı iseniz;

Memleket kokusunu içinize çekiyor gibi koklarsınız, öpersiniz.

Vatan hasretini içinize çekiyor gibi sımsıkı sarılırsınız.

Bilin birbirinizin kıymetini hemen şimdi sarılın birbirinize. Çünkü sen ona o sana, bu millet, bu vatan, bu bayrak vesselam TÜRK bize emanet.

 

TÜRK OLMAK; Çine karşı Kürşat, Roma'ya karşı Atilla, yedi düvele karşı ATATÜRK olmaktır.

 

"Ülkücü şehitler Selçuk Duracık ile Halil Esendağ'ın idamından önce Selçuk Duracık ilk önce Halil'i idam etsinler der. Halil şaşkın şaşkın bakınca Selçuk sen benim idam edilişime dayanamazsın der.


Biz niye! acı da, tasa da ve sevgi de bu duygu misali beraber olmayalım.
Ve Halil Esendağ'ın idam edilirken ince ince yağmur yağsın isterim demesi ve idamı esnasında rahmetin düşmesi gibi.
Halil'in istediği rahmette niye beraber biz kenetlenip ıslanmayalım.
Böylece BİZ,
Zorlukları aşacağız,
Engelleri kaldıracağız,
Güçlükleri yeneceğiz,
Beraber ıslanacağız,
Bir olacağız,
Beraber olacağız,
Biz olacağız.
Unutmayalım: "Birlikten kuvvet doğar".

Siz, Biz değil beraber birlik içinde Allah için biz olmak Zorundayız.

Kindarlık teşkilatları büyütmez.
Küçültür.
Mangal gibi yürek gerek teşkilatçıya.
Affedicidir.
Kazanılmayacak insan yoktur, umudunuzu asla kaybetmeyin.
Herkes kazanılacaktır.

 

"İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal. Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal." Bizimkisi bu mana, biri desin "Allah razı olsun" o bize hem rütbe olur, hem de mal.

Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'ün  "Mevzu bahis vatansa gerisi teferruattır." Sözü üzerine, varlığımız Türk varlığına armağan olsun. Ey büyük Atatürk! "Hakkıdır Hakk'a tapan milletimin istiklal." Diyerek Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe hiç durmayan yürüyeceğimize söz veriyoruz. Ne Mutlu Türküm Diyene, Ne Mutlu Bizimle Yürüyenlere?

Annem beni yetiştirdi bu ellere yolladı

Al sancağı teslim etti, Allah'a ısmarladı

Boş oturma çalış dedi, hizmet eyle vatana

Sütüm sana helal olmaz saldırmazsan düşmana

Yastığımız mezar taşı, yorganımız kar olsun

Biz bu yoldan döner isek namus bize ar olsun

Ne şereftir ölmek bize bu güzel vatan için

Yanar yürek yurt aşkıyla daima için için

Bozkurtlar ulusun Tanrı Türk'e yar olsun

Yürümezsek Hak yolda

Erimezsek Hak yolda

Çürümezsek Hak yolda

Gök girsin kızıl çıksın.

Tek Devlet, Tek Vatan, Tek Millet, Tek Dil, diyen Bu  Tek Bayrak Rüzgar Bekliyor. Bayrakları Bayrak yapan üstündeki Kandır. Toprak, eğer uğrunda ölen varsa Vatandır."

Sözlerimi; hayatının özetini mezar taşına "Her şeye kadir olan Allah'a and olsun ki köle olmayacağız." yazdırarak özetleyen büyük dava adamı Aliya İzzetbegoviç'in şu sözüyle bitirmek istiyorum: "Şimdi gökyüzünün altındaki yerimizi alma zamanı."

Türk Eğitim Sen ve Türkiye Kamu Sen Osmaniye İl Başkanı

Ahmet KANDEMİR

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.