18 Ekim 2017 Çarşamba
Anasayfa > Yazarlar > Ahmet Kıraç > İSLAM'DA SENDİKAL ANLAYIŞIN TEMELLERİ
Ahmet Kıraç

İSLAM'DA SENDİKAL ANLAYIŞIN TEMELLERİ

21.03.2016 23:47:12 Okunma Sayısı : 1431 12 14 16 18 yazdır
Yazar : Ahmet Kıraç

İSLAM'DA SENDİKAL ANLAYIŞIN TEMELLERİ

                  Sosyal Psikoloji alanında çalışan uzmanlar ülkemizde sendikacılığı ve üye yapılarını araştırarak bilimsel bir bulgu ortaya koymak durumundadırlar. Maalesef ülkemizde her şeyde olduğu gibi bu alan da el atılmayı beklemektedir.

                  Bizim amacımız ise; Sendikacılığa mana- ruh kattık, değerler sendikacılığı yapıyoruz diyenlerin; İslam'dan gerçekten ne kadar etkilendiklerini, esinlendiklerini ve icraatlarına nasıl yansıttıklarını ortaya koymaktır. Çünkü sendikacılığı dünya ve ahiret için menfaat temin yeri olarak görenlerin duruşunu ortaya koyması bu konu çok bakımından önemlidir. Bu anlamda bu yazı eksikleri olabilecek bir makaledir.

             Çalışanların, çalışma yaşamına ilişkin sorunlarını çözmek, ORTAK çıkarlarını ve haklarını korumak, geliştirmek için kurdukları kuruluşlara sendika denir. Sendikalar, diline, dinine, rengine, siyasi görüşüne bakmaksızın bütün çalışanları kapsayan kuruluşlardır. Tabi her sendikanın temsil ettiği bir işkolu vardır.

             Sendikaların kurulması İngiltere'de sanayinin gelişmesine paralel olarak ortaya çıkmıştır. Biz de ise; Meşrutiyet döneminde işçi derneklerinin kurulmasıyla filizlenmeye başlamıştır. İlkçağlarda ortaya çıkan kölelik anlayışı; Yakınçağlarda modern kölelik olarak kendini göstermiştir. Vaktiyle normal kabul edilen uygulamalar, devir değiştikçe kabul görmez olmuştur. Adalet ve eşitliğin temini için mücadele verme ve teşkilatlanma bilinci ortaya çıkmış ve bu uğurda ağır bedeller ödenmiştir. Çalışanlar,-üretenler- emeğine bir kutsallık yüklemiştir. Dolayısıyla bu kutsalına sahip çıkmak istemiştir. Ancak bizde henüz sosyal adalet sorunu hat safhada olduğundan ve sendikal kültür ve bilinç yetersizliğinden dolayı sendikacılık henüz emekleme aşamasındadır. Sendikacılığın bizde geçmişi henüz yenidir ve bütün olumsuzluklara rağmen, kısa sürede ciddi yol alınmıştır.

 

Ortaçağda gönderilen İslam'da o günün ağır şartlarına ve günümüzün emek- üretim meselesine çözümler sunmaktadır. Hatta peygamberimiz gençlik yıllarında haksızlıkların önüne geçmek için yine o dönemde kurulan Erdemliler Grubuna dâhil olmuş ve destek vermiştir. Hatırlatalım ki peygamberimiz daha çocukluk yıllarından itibaren EL-EMİN olarak adlandırılmıştır.

             İslam dinin de amacı; insanları dünya ve ahirette huzurlu ve mutlu kılmaktır. İbadetlerden maksat; güzel ahlaklı olmak, hakkı bilmek nihayetinde Allahın rızasını kazanmaktır. İslam akıl sahibi ve ergenliğe ulaşmış olanlar içindir. İslam insanların bütün hayatını kuşatan ilahi bir dindir. Dolayısıyla çalışma hayatına ait nasihatlar bulmak mümkündür. İslam'ın kendisi zaten ahlak ve adalet üzerine bina edilmiştir. Peygamberimiz buyuruyor:

          Nefsimi elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, bir kişi hayırdan kendisi için istediğini, Müslüman kardeşi için de istemedikçe mükemmel bir şekilde îman etmiş olmaz."

  "Sana yapılmasını istemediğin bir şeyi sen de başkasına yapma! O zaman Allâh'a karşı hakkıyla takvâ sâhibi olursun"

          İslam'ın temel ilkelerinden biri de emanettir. O kadar ki emanet; maddi ve manevi kalkınmanın esaslarından kabul edilmiştir. Sosyal anlamda kişiye, yaptığı iş veya yönettiği işçi emanettir. Yöneticilere; yönettikleri insanlar, işgal etiği makamlar birer emanettir. O halde emanetler ehil olanlara verilmeli ve adaletle iş görülmelidir. Aksi halde haksızlıklar, vefasızlıklar, sözünde durmamalar artacak ve toplum düzeni alt üst olacaktır.

 

              Emaneti hakkıyla taşımak güç olduğundan gökler, yerler ve dağlar kabullenmemişlerdir. Kıyametin kopma alametlerinden biri de emanetlerin ehline verilmemesidir. Makamlara; O işi daha iyi yapacak liyakatli olanlar varken akrabalık, siyasi-felsefi, kavmi ve dini yakınlık hatırına biri iş başına getirilirse emanete hainlik yapmış olur.

              Peygamberimiz Hz MUHAMMED (SAV) "Biz işimizi isteyene ve makam düşkününe vermeyiz" buyurmaktadır. Bu inananlar için adam kayırmanın önüne aşılmaz bir settir. Yine Peygamber efendimiz " Haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır" ve Çalışanın emeğinin karşılığının alın teri kurumadan ödenmesini ve yaptıracağı iş karşılığında çalışana ne kadar ücret vereceğini bildirmesini istemektedir. Sözleşmeye işaret etmektedir. "Kim kötü ve çirkin bir iş görürse onu eliyle düzeltsin; eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse kalben karşı koysun. Bu da imanın en zayıf derecesidir." buyurmaktadır.

                Hak: adalet, emeğin karşılığı olarak verilen ücret, adaletin ve hukukun gerektirdiği veya birine ayırdığı şey, kazanç olarak tanımlanmaktadır. Yukarıda sözü edilen kavramlar esas itibariyle sendikaları, seçilmişleri ve makam sahibi yöneticileri ilgilendiren hususlardır.

               İslam'ın getirdiği bu anlayış bizim yasalarımıza da uymaktadır. Devlet Memurları Kanunun 3. maddesi görevde yükselmelerin liyakat ve kariyer esasına bağlı olduğunu ve işlerini de 7. madde de belirtildiği gibi tarafsızlıkla yerine getirmesi hükme bağlanmıştır. Çalışanların görev  - yetki ve sorumlulukları olduğu gibi, işverenin ve yöneticilerin de görev -   yetki ve sorumlulukları vardır. Bu görev - yetki ve sorumluluklar kötüye kullanılmamalıdır. Aksi halde çalışma barışı bozulur, güvensizlik, huzursuzluk, tedirginlik, verim düşüklüğü ortaya çıkacaktır.

           Bugün devletimizin kurumlarına baktığımız zaman yandaş kayırmacılığının artarak devam ettiğini, makamların gelip geçici olduğunu unutanların arttığını, mevzuata rağmen benim adamım mantığının yerleştiğini üzülerek görüyoruz. Atamalar, görevlendirmeler, görevde yükselmeler, ödüllendirmeler gibi çalışanlar için en önemli hususlar benim adamım anlayışına kurban edilmektedir. Bu haksızlıklar söz konusu olduğu zaman da, geçmişte yapılanların arkasına sığınılarak durumu kurtarmaya çalıştıklarına şahit oluyoruz. Güçlünün haklı olduğu bir anlayış yerleşmeye başlamıştır.

               Asıl üzüntü verici olan sendika gömleği giyerek siyaset tellallığı yapanların bu uygulamalara ses çıkarmaması ve hatta üyelerine menfaat temin etmek için başkalarının haklarını çiğnemesidir. Bunu da örgütlenmede araç olarak kullanmasıdır. Bir yandan inançlarımız üzerinden sendikal söylem geliştireceksiniz; diğer yandan da iktidarla paralel hareket ederek, hakkı çiğneyip zulmedeceksiniz. İslam'ı namaz kılmak oruç tutmaktan ibaret algılayarak, her türlü haramı işlemeyi, haksızlığı yapmayı kendinize hak göreceksiniz. Haksızlık yüzünüze vurulduğunda utanıp sıkılmadan ancak, ama diye cümleler kurarak şeytana papucu ters giydireceksiniz.

Toplumda ve toplumsal yapılarda huzur, barış, güven, üretim, gelişme isteniyorsa adaletli ve ahlaklı olmak zorundayız. Ahlakı ve adaleti hepimiz yaşamalı, yaşatmalı ve bunlara hayatımızın her alanına hakim kılmalıyız.

Cuma namazlarında okunan hutbelerin ardından ısrarla Kur'an-ı Kerim'in Nahl Suresi 90. Ayeti okunmaktadır: "Şüphesiz ki Allah, size adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara bakmayı emreder; utanmazlığı, fenalığı ve azgınlığı yasaklar. Öğüt almanız için size böyle öğüt verir" Bu ayeti okuduğumuzda veya duyduğumuzda bir Müslüman olarak ne hissediyoruz?

Toplumlar; ahlaksızlık ve adaletsizliklerden dolayı çürümüşler ve devletler bu yüzden yıkılmıştır. Peygamberimiz "Temizlik imandandır" buyurmuşlardır. Buradaki temizlik sadece beden, elbise ve çevre temizliği değildir. Dinimizde esas olan doğru inanç, riyasız ibadet, güzel ahlaktır. Dini sendikacılıkta istismar etmek, iktidarla paralel yürümek, liyakatı, kariyeri ayaklar altına almak, zülüm yapmak, kul hakkı yemek gibi davranış ve anlayışın İslam'da yeri yoktur. Arafat'ta yapılan duada bile kul hakkı hariç günahlar affolunmaktadır. Kul hakkı ki çok geniş bir kavramdır.

 Oysa sendikalar; liyakati, kariyeri, birikime hukukun üstünlüğüne ve hakkaniyete bağlı kalmalıdır. Bu sendikaların varlık nedenidir.

       Sendikalar partiler gibi, menfaati değil; HAK'KI ve EMEĞİ yüceltmelidir.

                                                                                                      AHMET KIRAÇ

                                                                                                

Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.