19 Haziran 2018 Salı
Anasayfa > HABERLER > Merkez ve Üniversite İşyeri Kadın Temsilcilerimizle 8 Mart'ı Kutladık

Merkez ve Üniversite İşyeri Kadın Temsilcilerimizle 8 Mart'ı Kutladık

09.03.2018 12:24 12 14 16 18 yazdır
Merkez ve Üniversite İşyeri Kadın Temsilcilerimizle 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü Kutladık
Merkez ve Üniversite İşyeri Kadın Temsilcilerimizle 8 Mart'ı Kutladık
Merkez ilçe ve üniversite işyeri kadın temsilcilerimizle 8 Mart Dünya kadınlar Gününü kutladık. İşyeri kadın temsilcilerimizle yaptığımız toplantıda sendikal faaliyetler konusunda görüş alıverişinde bulunduk.














Gözünüz aydın kadınlar! Gününüz geldi. Bir gün sonra bitecek bu gününüz. Bir gün sonra yine şiddete maruz kalacaksınız, ötekileştirileceksiniz, ya benimsin ya da kara toprağın denilerek yada töre denilerek öldürüleceksiniz ama bir günlük dahi olsa güzel sözlerle hatırlanacağınız gününüz geldi. Hadi gözünüz aydın!

O halde önce güzel sözlerden başlayalım;

 

Yaşamın en güzel rengidir kadın, hatta tüm renkleridir. O renkleri soldurmamak gerekir, Bir erkeğin ruhuna can katandır kadın, canını yakmamak, ömrüne ömür katmak gerekir. Sadece ana değildir kadın, anaya duyduğun kadar saygı duyman gerekir. Rabbimin erkeğe emanetidir kadın, o değerli emanete ihanet etmemek gerekir. Ne sözler yeterli gelir kadını anlatmaya, ne süslü cümleler yazmak. Satırların ve mısraların yetmezliğidir kadın. Önce İNSAN olduğunu kabul etmek gerekir. Kendin için hak saydığın her şey kadının da hakkıdır. Unutmamak gerekir. Sadece bir özel günü ona adamaktan çok, tüm günleri onlara mutlu kılmak gerekir. Uzun lafın kısası, İnsanca yaşamak ve yaşatmak gerekir.

 

Bizde Kadın, uğruna cennetin terk edildiği ve cennete yeniden girebilmek için ayaklarının altının öpüldüğü mukaddes bir varlıktır.

 

Türk Kadını, milletimizin var olduğu günden bu yana toplumumuzu ayakta tutan en önemli unsurlardan birisidir. Türk Kadını, Rahime Hatun olup cephelerde savaşmış, Şerife Bacı olup cepheye cephane taşımış, Fıstıkçı kadın olmuş fıstık elemiş ailesinin ekonomisine katkı sağlamış, çocuklarını yetiştirip vatana hizmete yollamış, Al Bayraklı tabuta sarılıp hasretini gözyaşında saklamış şehit anasıdır. Milletimizin göz nuru, pak aydınlığıdır.

 

Sultanların anası, şehzadelerin terbiyecisidir kadın. Kahramanlar doğuran, şehadete uğurlayan tek sermayesi gözyaşı olan ve ona sığınandır kadın. Evinin direğidir, gönüllerin şahıdır, sofranın padişahıdır kadın.

 

Bizde kadın, Hazreti Muhammed Mustafa’yı doğuran, Mustafa Kemal Atatürk’ü yetiştirendir. Bizde kadın, hanın hanıdır, kahramandır. Elinde mavzer yedi ocağı gerçekleştiren Rahime Hatun’dur.

Anamız, eşimiz, bacımız ve de yârimiz olan kadınların o akıl almaz, o çılgınca fedakârlıkları olmasaydı, Kurtuluş Savaşı nasıl kazanılırdı ki?

Kadınlar evimizde bizim “iç işleri bakanımız” ve savaşta “Kağnı Komutanlarımızdır.”

 

Kurtuluş Savaşı günlerinde Türk Ordusunun silah ve cephane ihtiyacı İnebolu üzerinden karşılanıyor, özellikle İstanbul'da, işgal güçlerinin denetimindeki depolardan çeşitli yollarla kaçırılan silahlar ve cephaneler, küçüklü büyüklü teknelerle İnebolu'ya getiriliyor, buradan da "İstiklal Yolu" üzerinden cepheye götürülüyordu. Bu sevkiyat işini daha çok İnebolu, Kastamonu ve Çankırı yöresi kadınları gerçekleştirmiştir. Hangi araçla mı? Kağnılarla tabii. Zaten başka araçta yoktu ki!

 

Cephe gerisinden cepheye yiyecek, giyecek, malzeme, silah ve cephane taşıma işinde kullanılan kağnılar iki tekerlekli basit şekilde yapılmış birer yük arabasıydı. Bunları öküzler ve mandalar çekerlerdi. Kağnıların hep birden çıkardıkları inilti ta uzak yerlerden işitilirdi. 

 

Kağnıların ekserisi köy kadınları ve on-on beş yaşlarındaki çocuklar tarafından idare olunurdu. Uzun yürüyüşlerde gece ayaz, kar ve yağmur altında meşakkat ve acının en fazlasını çekmiş olan bu aziz vatandaşlarımız köylülerdi. 

 

Kağnılardan Kağnı Kolları oluşturuluyordu. Kağnı Kollarında görev alan kadınlara, çocuklara ve yaşlılara yol gösterecek kadınlar vardı. İşte bu kadınlara “Kağnı Komutanı” denilmiştir. Bu nedenle Kağnı Komutanlığı, dünyada sadece Türk Kurtuluş Savaşı’na özgü bir kavramdır.

 

Kağnı, Kurtuluş Savaşı'nın simgesidir. Birçok zafer anıtında kağnı bulunmasının nedeni budur.

 

Cephane ve yiyecek taşıyan kağnıların gerçek komutanları kadınlardı kuşkusuz. Fedakâr, vatansever, kahraman Türk kadınları...

 

Türk tarihinde kadınlarımızın önemli bir yeri vardır. Türk Milletinin 20. yüzyılın başında verdikleri var olma mücadelesinde Erzurum’da Nene Hatun ve Kara Fatma, Adana’da Hatice Hatun, Gördesli Makbule Hanım,  Gaziantepli Fatma,  Tarsuslu Kara Fatma, Aydın’da Ayşe Hanım, Edirne’de Kara Fatma,  Osmaniye’de Rahime Hatun, İnebolu’da Şerife Bacı, Kahramanmaraş’ta Bitlis Defterdarının Hanımı, Şavşat’ta Çiçek Nene, Artvin’de Nazlı Nene, Mersin’de Safiye Ünlü, İstanbul’da Asker Saime Hanım, Aziziye’de Name Kadın, Rize’de Fethiye Kartal, Çanakkale’de Nazife Kadın, Kastamonu’da Halime Çavuş gibi niceleri kahramanlıklarının yanında, kahramanlar yetiştirerek Türk tarihinde layık oldukları yeri almışlardır. Millet olarak kadınlarımızın hayatın her alanında etkin rol almalarını desteklemiş, onların bu davranışlarını özendirmiş ve onurlandırmışızdır.

 

Dünyada hiçbir milletin kadını, ben Anadolu kadınından fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte, Anadolu kadını kadar emek verdim, diyemez. Erkeklerden kurduğumuz ordumuzun hayat kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir. Çift süren, tarlayı eken, kağnısı ve kucağındaki yavrusu ile yağmur demeyip, kış demeyip cephenin ihtiyaçlarını taşıyan hep onlar, hep o yüce, o fedakâr, o ilahi Anadolu kadını olmuştur. Bundan ötürü hepimiz bu büyük ruhlu ve büyük duygulu kadınlarımızı, şükranla ve minnetle sonsuza kadar aziz ve kutsal bilelim.

 

 “Türk çocuğu öksüz kalır, yurtsuz kalmaz” der Nene Hatun. Anadolu’nun kurtuluşunda emeği olan nice kadınlardan bir tanesi ve sembol ismidir. Anadolu’da her şehirde her köyde bir Nene Hatun muhakkak vardır.

Ulu Önder Atatürk’ün  “İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin. Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?” sözlerinin anlamını iyi okuyabilmek çok önemlidir. Zira zincire vurulan, eğitimsiz bırakılan, çalışma hayatından uzaklaştırılan, cinayete kurban giden, istismar edilen, şiddete uğrayan, baskı ve ötekileştirmeyi tüm hücrelerine kadar hisseden kadınlar toplumun kanayan yarasıdır.

 

Ama başka pencereden de bakarsanız. Kadın olmak suçtur bu hayatta. Seversin deli derler, sevmezsin kötü derler. Elde ederler basit olursun, elde edemediklerinde konuşmalara meze olursun. Susarsın bir şey bilmiyor derler, susmazsın dili uzun derler. Adam gibi adam derler de, kadın gibi kadın demezler.

 

Erkek olmak doğuştan bir güçtür, kadın olmak eksikliktir, güçsüzlüktür. Eksik etektir kadın Aklı ermez, gözü açılmamalı, sırtından sopa, karnından sıpa eksik olmamalıdır. Oysa erkektir kadını eksik hale getiren, namusunu alıp etek altına iten, inançlarını yok eden. Başımın tacı, evimin direği, gönlümün sultanı… Öyle mi? Bir melekten şeytan yaratmasını bilen erkek olmasına rağmen suçlu kadındır. Kadına şiddetin boyanmamış rengi kalmamıştır bu dünyada.

Toplumda müstesna bir yeri olması, erkeklerle aynı kulvarda yürümesi gereken kadınlarımızın ne yazık ki hak ve özgürlüklerine kelepçe vurulmaya çalışılmakta, kadınlar ayrımcılığa tabi tutulmakta, iş hayatında, sivil toplum kuruluşlarında, siyasette hak ettiği konumda olamamaktadır.

 

Sözlü, fiziksel, psikolojik ya da cinsel şiddete uğrayan kadınlarımıza dair haberler hemen her gün gündemdedir. Bu haberler içimizi kanatmaktadır. Öyle ki istatistiklere göre Türkiye’de 2010 yılından bu yana en az bin 915 kadın öldürülmüştür. Bu korkunç bir rakamdır ve ne yazık ki kadın cinayetlerine, istismarına rağmen alınan tedbirler yeterli değildir. Bu ülke Özgecan Aslan’ı, Münevver Karabulut’u, Ayşe Paşalı’yı ve cinayete kurban giden daha birçok kadını unutmadı. Hunharca katledilen, şiddetsiz günü geçmeyen, korkutulan, sindirilen kadınlarımızı, çoğu zaman maalesef devlet bile koruyamamaktadır.

 

Kadınların çığlıklarını duymak, en temel hak olan yaşama hakkının kadınların ellerinden alınmasına engel olmak, kadın cinayetlerini, kadına yönelik şiddeti meşru zemine oturtmaya gayret edenleri en ağır şekilde cezalandırmak, erkek öfkesini kabul edilebilir bulan meczup zihniyeti ortadan kaldırmak toplumsal bir görevdir.

 

Öte yandan kadınlarımızın çalışma hayatına katılımı da ne yazık ki arzu edilen düzeyde değildir. TÜİK verilerine göre nüfusun yüzde 50.2’sini erkekler, yüzde 49.8’ini kadınlar oluşturmaktadır. Buna rağmen Türkiye’de nüfus içerisinde kadın istihdam oranı hane halkı iş gücü araştırması sonuçlarına göre; yüzde 27.5 düzeyindedir. Nüfus içerisinde kadınların iş gücüne katılım oranı ise yüzde 31.5’tir. Oysa kadınlarımız iş hayatında ne kadar fazla yer alırsa, Türkiye’nin kalkınması, çağdaş uygarlıklar düzeyine ulaşması, dünya ülkeleri ile rekabet edebilmesi o denli mümkün olabilecektir. Kadınları eve hapseden, çalışmasının, yükselmesinin önüne set çeken anlayış ile mücadele etmek konusunda özellikle bu ülkeyi yönetenler başta olmak üzere tüm siyasetçilerimize büyük görevler düşmektedir.

 

Kadınlarımızda sendikalaşma oranı da çok düşüktür. Kamuda kadınların sendikalaşma oranı sadece yüzde 35’tir. Öte yandan sendikalı kadınlar içinde sendikal faaliyetlerde aktif olarak yer alan kadınlarımızın sayısı da ne yazık ki çok azdır. Dolayısıyla sendikal mücadele bu yönüyle eksik kalmaktadır. Kadınlarımız sendikalarda daha aktif yer almalı; çalışma hayatında, sivil toplum kuruluşlarında ve diğer alanlarda karar mekanizmalarına dahil edilmelidir. Biz samimiyetle inanıyoruz ki; sendikal mücadele kadınlarla daha anlamlı olur, sendikal haklar kadın eli değerek daha üst noktaya taşınabilir.

 

Öte yandan kız çocuklarının okullaşma oranları hala hedeflediğimiz düzeyde değildir. Kız çocuklarında okullaşma oranları ilkokulda yüzde 91.24, ortaokulda yüzde 95.76, ortaöğretimde yüzde 82.38, yükseköğretimde ise yüzde 44.41’dir. Okullaşma oranlarını kız ve erkek çocuklarında yüzde 100’e ulaştırmak milli bir görev olmalıdır. Kız çocukları kesinlikle eğitimsiz bırakılmamalı, çocuklarını okula göndermeyen ailelere verilen cezalar caydırıcı nitelikte olmalıdır.

 

Yine kız çocuklarının erken yaşta evlendirilmesi, akraba evlilikleri, başlık parası üzerine kurulu evlilikler ve tüm bunların normalleştirilme gayretlerine de üzülerek şahit oluyoruz.  İşte tam da bu noktada yapılması gereken ağır travma yaratan 18 yaş altında evliliklerin kesinlikle yasaklanması, yasağı delenlere karşı ağır cezai müeyyideler getirilmesidir.

 

Ayrıca işe, kadınların TBMM’de daha çok kadın milletvekili ile temsil edilmesiyle başlanmalıdır. Milli iradenin tecelli ettiği TBMM çatısı altında kadının temsil gücünün artması toplumda süregelen döngüyü kıracak, diğer alanlarda da kadınların sayısının, gücünün artmasına vesile olacaktır.

 

Geleceğimizin garantisi ve yükselmemizin yegâne unsuru el ele vermemizden geçmektedir. Öyleyse toplum olarak kadın erkek el ele verelim. Evimizin huzur ve mutluluğu ülkemizin huzur ve mutluluğu ile eş değerdedir. Hep birlikte geleceğimiz için çalışalım. Üç günlük dünyanın mutluluğunu hep birlikte paylaşmak varken neden mutsuzluğa yarışalım?

Allah hiç kimseye evlat acısı yasatmasın,

Allah hiç bir babayı çaresiz bırakmasın,

Allah hiç bir canlıya insandan eziyet göstermesin.

Allah hiç bir kadının omzuna geçim derdi yüklemesin,

Türk Eğitim-Sen olarak başta vatanımızın bölünmez bütünlüğü için şehit düşen kahraman Mehmetçiklerimizin anneleri olmak üzere, Tomris Hatundan, İlbilge Hatuna, Nene Hatundan, Rahime Hatuna Yüce Türk Milleti'nin yegane güç kaynağı Yiğit Türk Kadını'nın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyor; kadınların baş tacı edildiği, toplumsal statülerinin yükseltildiği, karar mekanizmalarına dahil edildiği, şiddet kurbanı kadınların değil, kadınların başarılarının konuşulduğu bir Türkiye görmeyi arzu ediyoruz.

Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Osmaniye İl Başkanı

Ahmet KANDEMİR


Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Kategorinin Diğer Haberleri